Kitap hakkında
Tufan, kendi içindeki karmaşayı kelimelere dökerken, aslında hiç bilmediği bir yüzle karşılaşıyor. Her bakışında, her dokunuşunda başka bir düşünce, başka bir duygu beliriyor. Ruhu yüzüne, yüzü ruhuna yabancı; sanki ikisi arasında sürekli bir çekişme var. Elleriyle yokladığı her şey, ona kendinden uzaklaştığını hissettiriyor. Utancının izleri, yüzünde bir harita gibi; nereye gideceğini, neye tutunacağını bilmeden ilerliyor.
Oysa celladı yanı başında, sessizce bekliyor. Tek bir söz söylemeye cesareti olmayan o, Tufan’ın düşkünlüğünü, ayıbını nasıl da kendi elleriyle mühürlüyor. Üstelik bu yük, zamanla silinmiyor; sorular, sorgular, ömrünü kemirip duruyor. Kendinden başkasını düşünmeyen biri olduğunu sanırken, birden nasıl da farklı sesler çıkıyor ağzından? Sözüne güvense davranışı tutarsız, davranışına sarılsa sözü boşlukta kalıyor. Hangisine inanacak? "Ben" mi yoksa "o" mu? İkisi arasındaki bu görmezden.
Oysa celladı yanı başında, sessizce bekliyor. Tek bir söz söylemeye cesareti olmayan o, Tufan’ın düşkünlüğünü, ayıbını nasıl da kendi elleriyle mühürlüyor. Üstelik bu yük, zamanla silinmiyor; sorular, sorgular, ömrünü kemirip duruyor. Kendinden başkasını düşünmeyen biri olduğunu sanırken, birden nasıl da farklı sesler çıkıyor ağzından? Sözüne güvense davranışı tutarsız, davranışına sarılsa sözü boşlukta kalıyor. Hangisine inanacak? "Ben" mi yoksa "o" mu? İkisi arasındaki bu görmezden.