Kitap hakkında
Ece Apaydın’ın *Ben Salome*’si, sessizliğin ve bekleyişin şiirsel bir dökümü gibi. Sözcükler, ağır bir kapının aralığından süzülürcesine akıyor sayfalarda; kimi zaman bir sfenksin soğukluğuna yaslanıp, kimi zaman da kuşların seyrelttiği gökyüzüne bakarak. Müzik, siyah bir sıvı gibi pistin yamacına dökülürken, Sevinç’in adı bile bir ritim kazanıyor. Burada hayvanlar, imgeler, suskunluklar var; her biri, anlaşılmayı değil, yalnızca hissedilmeyi bekliyor.
Bazı kitaplar, okunmaktan çok, içlerinde taşıdıkları boşlukla var olur. *Ben Salome* de öyle: adeta bir soluk alıp verme mesafesinde, kelimelerin gölgesinde saklı kalanları sezdiriyor. Apaydın’ın kalemi, çizgilerin ötesine geçen bir anlatı örüyor; ne tam olarak şiir, ne de düzyazı, ikisinin arasında bir yerde, kendi kurallarını koyarak ilerliyor. 88 sayfa, ama her cümle, durup düşünülmeyi hak ediyor.
Bazı kitaplar, okunmaktan çok, içlerinde taşıdıkları boşlukla var olur. *Ben Salome* de öyle: adeta bir soluk alıp verme mesafesinde, kelimelerin gölgesinde saklı kalanları sezdiriyor. Apaydın’ın kalemi, çizgilerin ötesine geçen bir anlatı örüyor; ne tam olarak şiir, ne de düzyazı, ikisinin arasında bir yerde, kendi kurallarını koyarak ilerliyor. 88 sayfa, ama her cümle, durup düşünülmeyi hak ediyor.