Kitap hakkında
Sobanın üstünde fokurdayan düdüklü tencere, odaya turşunun ekşi kokusunu yayarken radyodan yükselen maç anlatımıyla iç içe geçmiş bir akşam. Siyah çoraplı ayaklar somyanın ucunda sallanırken, ekranda Erkan Yolaç’ın sesi çınlıyor: *"Mehter marşıyla geldiniz, İzmir marşıyla gideceksiniz, değil mi?"* Yarışmacının heyecanlı "Evet!"i, odadaki loş ışığa karışıyor. Taş plakta cızırtılı bir alaturka ezgi, kağıda dökülen satırlar... Sanki zaman durmuş, siyah beyaz bir Türk filminin karesine hapsolmuş gibisiniz. Kış gecesinin sıcaklığı, sobaya atılan kömürün çıtırtısında; açlık, sofraya gelen yemeğin telaşında gizli. Bu şehir, bu anlar, bu sesler... İçine çektiğin her nefes, yazılmayı bekleyen bir hikâye gibi.