Kitap hakkında
İstanbul’un yağmurlu bir akşamında, viski bardağının ardında kaybolmuş bir adam var. Her gece aynı taburede, aynı sessizlikte, içindeki fırtınayı dinliyor. Ta ki o kadın gelene kadar – kara kabanı, keskin bakışları ve dudaklarından dökülen her cümleyle bir bilmece gibi. Adını söylemiyor, geçmişini saklıyor, sadece varlığıyla ortalığı sarsıyor. "Bir insanın içindeki boşluğu doldurmak mümkün mü?" diye soruyor kadın, adamın zihnine bir tohum ekerek. Cevap aramak yerine, o boşlukta yankılanan sesleri dinlemeye başlıyorlar.
Bu, bir aşk hikâyesi değil. Bir karşılaşmanın, bir saplantının, bir ruhun kendi gölgesiyle hesaplaşmasının öyküsü. Martıların çığlıkları, garsonun yorgunluğu, sokak lambalarının sarı ışığı – her ayrıntı bir parça eksikliği, bir anıyı, bir yarayı taşıyor. Çocukluğun yarım kalmışlığı, yalnızlığın bardakta eriyişi, İstanbul’un sisinde kaybolan umutlar... Belki de sadece bir adamın, kendisiyle.
Bu, bir aşk hikâyesi değil. Bir karşılaşmanın, bir saplantının, bir ruhun kendi gölgesiyle hesaplaşmasının öyküsü. Martıların çığlıkları, garsonun yorgunluğu, sokak lambalarının sarı ışığı – her ayrıntı bir parça eksikliği, bir anıyı, bir yarayı taşıyor. Çocukluğun yarım kalmışlığı, yalnızlığın bardakta eriyişi, İstanbul’un sisinde kaybolan umutlar... Belki de sadece bir adamın, kendisiyle.