Kitap hakkında
1915 yılının Temmuz ayında, Midyat’ın Bote köyünde yaşananlar, insanlık tarihinin karanlık sayfalarından birine ışık tutuyor. Süryani halkının, kiliseye sığınarak umutla beklediği o on üç gün, açlık ve susuzluğun pençesinde geçen bir direnişin ardından vahşi bir katliama dönüştü. Bu dehşet anlarını, olayların yaşandığı sırada on iki yaşında bir çocuk olan Garis Garis’in torunu, Hor-Episkopos Abraham Garis, hayatta kalanların tanıklıklarıyla yeniden ayağa kaldırıyor.
Bir din adamının yüreğiyle kaleme alınan bu eser, affetmenin erdemini yüceltse de, unutulmaması gereken acıları da tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bote’de yaşamını yitirenlerin mezarsız bedenleri, bu satırlarda bir anıt gibi yükseliyor; hayatta kalanların sessiz çığlıkları ise yazarın kelimeleriyle dile geliyor. Tarihin tozlu raflarına gömülmeye çalışılan bir facianın, vicdanlarda iz bırakması için yazılmış bir hesaplaşma.
Bir din adamının yüreğiyle kaleme alınan bu eser, affetmenin erdemini yüceltse de, unutulmaması gereken acıları da tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bote’de yaşamını yitirenlerin mezarsız bedenleri, bu satırlarda bir anıt gibi yükseliyor; hayatta kalanların sessiz çığlıkları ise yazarın kelimeleriyle dile geliyor. Tarihin tozlu raflarına gömülmeye çalışılan bir facianın, vicdanlarda iz bırakması için yazılmış bir hesaplaşma.