Kitap hakkında
İki genç, ayrılmanın ağırlığını yüreklerinde taşıyarak aynı yere bakıyordu. Çocukluğunda Karanlık Dağlar’ı hep zifiri karanlık sanmıştı; oysa şimdi görüyordu ki, aslında bildik, sarp kayalıklardan ibaretti. Ama içindeki dağ, gerçek dağlardan daha karanlıktı. Bu toprakları terk etmek, atalarından miras kalan yurdu geride bırakmak, yüreğine çöken bir yük gibiydi. Diğerinin gözleri uzaklara dalmıştı: "Hindikuş Dağları’nı bir kuş zannederdim, uçar gelir diye. Şimdi anlıyorum ki, dağlar hep yerinde durmuş. Bizim uçup gidecek olanlar olduğumuzu." Sessizlik çöktü aralarına. Bir zamanlar coşkuyla akan bu topraklar, şimdi onları uğurlamaya hazırlanıyordu. Dağlar sadık kalmıştı; terk eden, onlar olacaktı.