Kitap hakkında
1967 yazında, Balıkesir Cezaevi’nin demir kapıları ardında tutsak olan Çakıroğlu Mehmet, akrabası Ali Ağa’nın oğlunun pusuda öldürüldüğü haberini alır. Aynı hücreyi paylaştığı bir mahkûmla birlikte firar ederler. Dağların kuytularında, Yörük çadırlarının misafirperverliğine sığınırlar. Bir gün, evin erkeği yokken uğradıkları bir çadırda, kadınlar onları tanıyıp içeri buyur eder. Çakıroğlu, arkadaşını yemek hazırlıklarını getirmesi için gönderir. Ancak adam, yalnız bulduğu geline sarkıntılık eder. Genç kadın, utancından olayı saklar.
Günler sonra aynı çadıra yeniden uğradıklarında, Çakıroğlu bu kez yemek istemek için bizzat gelinin yanına gider. Onu gözyaşları içinde bulunca şaşırır. Kadın, yaşadıklarını anlatır. Çakıroğlu’nun yüzü öfkeden kararınca, yanındaki adama dönüp “Haydi, gidiyoruz” der. Issız bir yere vardıklarında, firar arkadaşının hesabını sormak için dururlar.
Günler sonra aynı çadıra yeniden uğradıklarında, Çakıroğlu bu kez yemek istemek için bizzat gelinin yanına gider. Onu gözyaşları içinde bulunca şaşırır. Kadın, yaşadıklarını anlatır. Çakıroğlu’nun yüzü öfkeden kararınca, yanındaki adama dönüp “Haydi, gidiyoruz” der. Issız bir yere vardıklarında, firar arkadaşının hesabını sormak için dururlar.