Kitap hakkında
19. yüzyılın sonlarında Rusya, derin bir çalkantının pençesindeydi; toplum, ezenler ve ezilenler olarak ikiye ayrılmış, her yer umutsuzluk ve ahlaksızlıkla sarılmıştı. O günün edebiyatı, sadece estetik bir zevk aracı değil, bir kurtuluş reçetesi, bir aydınlanma kılavuzuydu. Okurlar, "Biz kimiz?" diye değil, "Ne olmalıyız?" diye soruyor, yazarlar da bu soruya kendi üsluplarıyla cevap vermek zorunda kalıyordu. Dostoyevski’nin *Karamazov Kardeşler*’i yeni yayımlanmış, Saltıkov Şçedrin *Golovlyov Ailesi*’ni kaleme alırken, Turgenyev’in hüzünlü öyküleri büyük ilgi görüyordu. Tolstoy ise neredeyse bir peygamber gibi yüceltiliyordu. İşte bu büyük isimlerin gölgesinde, geçimini sağlamaktan başka bir derdi olmayan, alçakgönüllü bir genç, Anton Çehov, ilk öykülerini yazmaya başlamıştı.
İkinci Dünya Savaşı’nın karanlığında Auschwitz’de hayatını kaybeden Ukrayna kökenli Fransız yazar Irène Némirovsky, bu eserde.
İkinci Dünya Savaşı’nın karanlığında Auschwitz’de hayatını kaybeden Ukrayna kökenli Fransız yazar Irène Némirovsky, bu eserde.