Kitap hakkında
Tanzimat’ın gölgesinde şekillenen bir toplumda, eski ile yeninin çatışması her adımda hissediliyordu. Batılılaşma rüzgârı, kimi için kurtuluş, kimi için ise yıkımın habercisiydi. Doktor Cemil Kâzım, bu karmaşanın tam ortasında, çevresindeki çürümenin farkına varan ama ona karşı koyamayan bir adamdı. Gözleri önünde yozlaşan insanlar, kaybolan değerler ve giderek artan yalnızlığı, onu derin bir karanlığa sürüklüyordu. Yine de içindeki umut, Sadiye’ye olan bağlılığıyla canlı kalmaya çalışıyordu. Ne var ki Sadiye, ona uzak bir dünyanın kapılarını aralamış gibiydi; aşk, onun için tutsaklıktan başka bir anlam taşımıyordu. Cemil, bu zehirli hayattan onu kurtarmak istese de, bunu başarabilmek için önce o zehrin içine dalması gerekecekti. Yaşamanın sonunda ölümün beklediğini bilmek, fazla düşünmenin, boş yere üzülmenin ne anlamı vardı ki? Belki de her şey, kaybolup giden zamanın acımasız akışında eriyip gidecekti.