Kitap hakkında
Bir akşam yemeğinde, sohbetin en hararetli anında, Monsenyör’ün karşısına ansızın dikiliverdi genç adam. Elinde henüz sunulmuş pembe şarap kadehiyle şaşkın bakışlar arasında, cesaretini toplayıp sordu: "Muhammed’in Allah’tan vahiy alan bir peygamber olduğuna inanıyor musunuz?" Masada bir anda sessizlik çöktü. Monsenyör, gülümseyerek gözlerinin içine bakıp Fransızca yanıt verdi: "Elbette öyleydi. Allah’a şükürler olsun." Sonra resmi cüppesinin yakasını iki eliyle kavradı, sanki o ağır kumaşın altında sıkıştığını ima edercesine hafifçe salladı. "Peki ben ne yapabilirim ki?" diye ekledi. O an genç adam, Monsenyör’ün yüzündeki nuru fark etti. Ayağa kalkıp, kelime-i şehadeti farklı bir dille, ama kuşkuya yer bırakmayacak bir samimiyetle ifade eden bu kardeşine, içten bir Müslüman şefkatiyle sarıldı. Kitap, inancın sınırlarını zorlayan bu anın ve benzeri derin diyalogların peşine düşüyor.