Kitap hakkında
Eski çağların insanları, doğayı bir anne gibi kucaklamış; dağları, ırmakları, ağaçları ve hayvanları yalnızca cansız varlıklar olarak görmemişti. Onlara göre her taşın, her yaprağın ardında bir ruh saklıydı; atalarının bilgeliği rüzgârda fisıldar, sevdiklerinin anısı çiçeklerde yaşardı. Anadolu’nun bereketli topraklarında, Ege’nin karşı kıyılarında, adaların gizemli ormanlarında doğup büyüyen bu inançlar, zamanla masalsı öykülere dönüştü. İnsanlar, acılarını, aşklarını, isyanlarını ve umutlarını perilerin, tanrıların, dönüşen bedenlerin diliyle anlattı. Bir sevgili, öfkeli bir tanrının gazabına uğrayıp çınara; bir ana, evladını kaybedince gözyaşlarıyla suladığı menekşeye dönüşüverdi. Bu hikâyeler, dilden dile dolaşırken sadece bir halkın değil, komşu kültürlerin de ortak mirası haline geldi. Doğanın sesini dinleyenler için, her öykü yeni bir anlam kazanıyor; geçmişin izleri bugüne uzanıyordu.