Kitap hakkında
Bir pazar sabahı, eski dost Ersin’in telefonu çaldığında her şey değişti. Ekranda tanıdık bir isim: yıllardır görüşmedikleri, numarası silinip gitmiş bir arkadaş. Sesindeki aciliyet, sıradan bir sohbetin ötesindeydi. "Erik ağacına gidiyorum," dediğinde, sanki yılların yorgunluğunu bir cümleye sığdırmıştı. Ardından gelen teklif ise beklenmedikti: "Bir kitap yazalım. Birlikte." Karşı tarafın tereddüdü, "Yurttayım, geliyorum," cümlesiyle eridi. Şarjı bitmek üzere olan telefon, son bir mesajla kapandı: "Seni kapıda bekliyorum."
İşte o sabah, unutulmuş bir dostluğun ve yarım kalmış hayallerin peşinde, *Erik Ağacı* doğdu. Sözcüklerin arasında kaybolan anılar, bir telefon görüşmesinin kırık dökük cümleleriyle hayat buldu. Belki de bu kitap, o pazar sabahı olmasaydı hiç yazılmayacaktı. Şimdi ise sayfalarında, dostluğun, pişmanlığın ve yeniden başlamanın izleri var.
İşte o sabah, unutulmuş bir dostluğun ve yarım kalmış hayallerin peşinde, *Erik Ağacı* doğdu. Sözcüklerin arasında kaybolan anılar, bir telefon görüşmesinin kırık dökük cümleleriyle hayat buldu. Belki de bu kitap, o pazar sabahı olmasaydı hiç yazılmayacaktı. Şimdi ise sayfalarında, dostluğun, pişmanlığın ve yeniden başlamanın izleri var.