Kitap hakkında
1938 sonbaharı, Christine'in dünyasını altüst eden bir fırtınanın habercisiydi. Çocukluğunun geçtiği küçük Alman köyünde, erik ağaçlarının gölgesinde Isaac'la birlikte koştuğu günler artık uzak bir anıydı. Savaşın gölgesi her yeri kaplamış, bomba sesleri ve siren uğultuları hayatlarının ayrılmaz bir parçası oluvermişti. Christine, sığınaklara koşarken yüreğini kemiren tek düşünce vardı: Ya yetişemezlerse? Ya sevdikleri bir daha geri dönmezse?
Ama asıl özlediği şey, Isaac'ın elinden yediği o reçelli ekmekti. Erik reçeli, sadece bir tat değil, umutlarının ve hayallerinin de adıydı. İnançları onları ayırmış olsa da Christine'in kalbindeki Isaac'in yeri hiç değişmemişti. "Seni seviyorum," diye fısıldıyordu rüzgâra, "nerede olursan ol, ben hep seninleyim." Çünkü aşk, kimi zaman en zor zamanlarda bile insanı ayakta tutan tek güçtü. Savaşın karanlığında, geçmişin sıcak anılarıyla beslenen bir yürek, geleceğe tutunmaya çalışıyordu.
Ama asıl özlediği şey, Isaac'ın elinden yediği o reçelli ekmekti. Erik reçeli, sadece bir tat değil, umutlarının ve hayallerinin de adıydı. İnançları onları ayırmış olsa da Christine'in kalbindeki Isaac'in yeri hiç değişmemişti. "Seni seviyorum," diye fısıldıyordu rüzgâra, "nerede olursan ol, ben hep seninleyim." Çünkü aşk, kimi zaman en zor zamanlarda bile insanı ayakta tutan tek güçtü. Savaşın karanlığında, geçmişin sıcak anılarıyla beslenen bir yürek, geleceğe tutunmaya çalışıyordu.