Kitap hakkında
Yağmur, İstanbul’un eski sokaklarını yeniden ıslatmaya başlamıştı. Ayakkabımın içi su dolmuş, parmaklarım uyuşmuştu. Bir an önce sıcak bir köşe bulmalıydım. Narmanlı Han’ın girişindeydim; avlusu, kedileriyle ünlü bu eski yapı, ıslak taşların üzerinde daha da gizemli görünüyordu. İçeride, soluk bir ampulün altında oturan Fransız kadın, eliyle beni çağırıyordu. Kediler, bacaklarıma sürtünürken, yan taraftan yükselen bir ses Fransızca bir şarkı mırıldanıyordu: *"Vivre la vie."* Ne dediğini anlamıyordum. "Keşke Fransızca bilseydim," diye geçirdim içimden.
Avlunun ortasında durup gökyüzüne baktım. Yağmur damlaları yüzümden süzülüp atkımın altına kayıyordu. İçimden bir ses, "Ne tuhaf, hâlâ yaşıyorum," dedi. Fransız kadın gülümseyerek izliyordu beni. Kediler, ayaklarımın dibinde kıvrılıp uykuya dalarken, şarkı devam ediyordu. Her şey bulanık, her şey gerçekti. Ve ben, bu anın içinde kaybolmuştum.
Avlunun ortasında durup gökyüzüne baktım. Yağmur damlaları yüzümden süzülüp atkımın altına kayıyordu. İçimden bir ses, "Ne tuhaf, hâlâ yaşıyorum," dedi. Fransız kadın gülümseyerek izliyordu beni. Kediler, ayaklarımın dibinde kıvrılıp uykuya dalarken, şarkı devam ediyordu. Her şey bulanık, her şey gerçekti. Ve ben, bu anın içinde kaybolmuştum.