Kitap hakkında
Hayallerle gerçekler arasındaki o ince çizgide kaybolan ruhlar vardır. Kimileri düşlerini kendi toprağında yeşertemez, kimileri de gerçeğin acımasız yüzüne teslim olur. Gülçin’e anlatılan bu hikâye, aslında hepimizin hikâyesi değil mi? Bakır nasıl ateşte eriyip kalayla karışarak tunca dönüşürse, biz de hayatın sürtünmelerine dayanabilmek için içimizdeki yumuşaklığı sertleştiriyoruz. Artık her yer tunçlaşmış ruhlarla dolu: dayanıklı, soğuk, değişime kapalı. Peki ya bu dayanıklılık, aslında bir kayıp mı? Makine parçaları gibi işlevsel ama ruhsuz bir varoluşa mahkûm muyuz? Ya da belki de farkında olmadan, gerçekleri makyajlayarak yaşamayı seçenlerden biri haline geldik. Hayatın cilalı yüzüne bakarken, altındaki çatlakları görmezden gelmek ne kadar kolay…