Kitap hakkında
Ankara’nın soğuk bir şubat akşamında, zaman sanki durup beklemeye başlamıştı. Ayrılığın ağırlığı, yarım kalan bir ayın gölgesinde, saatlerin gideni beş geçtiği o anlarda daha da belirginleşiyordu. İki insan, yan yana yürüyor olsalar da, aralarında kilometrelerce uzaklık vardı; kalplerinin attığı yerler farklıydı artık. Göz göze geldiklerinde, kaçamak bakışların ardında depremler gizliydi. Suskunluğun gürültüsü, kalabalığın içinde bile duyuluyordu; her söz, her sessizlik, birbirine karşılık veren boşluklar gibiydi.
Masadan kalkarken, sessizliğin uğultusu kulaklarında çınlıyordu. Omuzlarında binlerce anı, ayazda savrulan yalnızlıkla birlikte yürüyorlardı. Acı kahvenin tadı damağında, hasretin keskin kokusu burnunda; geçmişin izleri, şimdinin soğuğunda eriyip gidiyordu. Ayrılık, sadece bir saat farkıyla değil, yüreklerdeki uzaklıkla da ölçülüyordu.
Masadan kalkarken, sessizliğin uğultusu kulaklarında çınlıyordu. Omuzlarında binlerce anı, ayazda savrulan yalnızlıkla birlikte yürüyorlardı. Acı kahvenin tadı damağında, hasretin keskin kokusu burnunda; geçmişin izleri, şimdinin soğuğunda eriyip gidiyordu. Ayrılık, sadece bir saat farkıyla değil, yüreklerdeki uzaklıkla da ölçülüyordu.