Kitap hakkında
Erdal Gül’ün dizeleri, bir yitirilenin ardından duyulan derin sızıyı ve aidiyetin ağır yükünü taşır. Şiirler, kopan bağların acısıyla dolu; bir zamanlar omuzlarda yükselen onurun, şimdi yalnızca hatıralarda yankılanan sesine dönüşür. Her mısra, kaybedilen değerlerin peşinde sürüklenen bir ruhun çığlığını fısıldar: özgürlüğün kırılganlığı, vatanın bölünen toprakları, dilden sökülen kelimelerin boşluğunda savrulan kimlik.
Sözcükler, taşın içindeki ateş gibi çarpar; bazen bir kılıç gibi keskin, bazen de bir anahtar gibi kapıları aralar. Gül, Türkçenin coşkun akışına yaslanarak, geçmişle bugün arasında köprüler kurar. Mirasın yalnızca bir toprak parçası değil, aynı zamanda sözün ve inancın taşıyıcısı olduğunu hatırlatır. Her dize, bir yemin gibi tekrarlanır: unutulmayacak, unutturulmayacak. Bu şiirler, sessizliğin içinde patlayan bir haykırış gibidir – hem veda, hem de yeniden doğuş.
Sözcükler, taşın içindeki ateş gibi çarpar; bazen bir kılıç gibi keskin, bazen de bir anahtar gibi kapıları aralar. Gül, Türkçenin coşkun akışına yaslanarak, geçmişle bugün arasında köprüler kurar. Mirasın yalnızca bir toprak parçası değil, aynı zamanda sözün ve inancın taşıyıcısı olduğunu hatırlatır. Her dize, bir yemin gibi tekrarlanır: unutulmayacak, unutturulmayacak. Bu şiirler, sessizliğin içinde patlayan bir haykırış gibidir – hem veda, hem de yeniden doğuş.