Kitap hakkında
Yaşar Seyman, bu incecik ama derinlikli sayfalarda Âşık Veysel’i anlatırken kendi yolculuğuna da çıkıyor. Kızılırmak’ın kıvrımlarından turnaların kanat çırptığı gökyüzüne uzanan bir iz sürüyor; türküler, deyişler ve anılarla örülü bir patikada ilerliyor. Burada karşımıza çıkan, sadece bir halk ozanının hayat hikâyesi değil. Seyman’ın gözünden süzülen, toprağın kokusunu taşıyan, aşkı ve derdiyle Cumhuriyet’in aydınlık yüzünü temsil eden bir bilge. Âşıklık geleneğinin içinden geçip köy enstitülerinde öğretmenlik yapmış, doğanın sesini türkülerine taşıyan, gittiği her yere umut ışığını götüren bir adam.
Yazar, bu yolculuğa zaman zaman Arjantin’den Borges’i, Mısır’dan Taha Hüseyin’i de katıyor. Üçünün de hayatında körlüğün izleri var ama hiçbiri karanlığa teslim olmamış. Borges’in kütüphanesindeki sessizlik, Taha Hüseyin’in mücadelesi ve Veysel’in sazının tellerinde yankılanan ses, aynı direnişin farklı.
Yazar, bu yolculuğa zaman zaman Arjantin’den Borges’i, Mısır’dan Taha Hüseyin’i de katıyor. Üçünün de hayatında körlüğün izleri var ama hiçbiri karanlığa teslim olmamış. Borges’in kütüphanesindeki sessizlik, Taha Hüseyin’in mücadelesi ve Veysel’in sazının tellerinde yankılanan ses, aynı direnişin farklı.