Kitap hakkında
Yaşlı adamın parmakları, güneşin altında sararmış otlara dokunduğunda, avucunda tuttuğu o kuru saplar adeta bir ömrün yorgunluğunu taşıyordu. "Bak," diye fısıldadı Tahsin Öğretmen’e, "biz de tıpkı bunlar gibiyiz. Rüzgâr esecek, dağılıp gideceğiz." On iki yaşındayken annesini kaybetmişti; ipin ucunda sallanan bedeni gördüğünde donup kalmış, sesi boğazında düğümlenmişti. O günden sonra denizin mavisi, rüzgârın uğultusu, çamların kokusu, kuşların cıvıltısı hep uzaklarda kaldı. Artık ne martıların kanat çırpışını izleyebiliyor, ne de yağmurdan sonra toprağın derin nefesini içine çekebiliyordu. Annesinin mezarını bile bir daha göremeyeceğini bilmek, yüreğindeki acıyı daha da katmerlendiriyordu.