Kitap hakkında
Türkmen ovasının sessizliğini yırtan o çığlık, yürekleri paralayan bir kurt uluması gibiydi. Ommu Kadın’ın feryadı, etrafındakileri derinden sarsmış, herkesi bir adım geriye çekilmişti. Bu, Asya’nın kadim şaman sesleriyle yoğrulmuş, taklit edilemez bir acının ifadesiydi. O makamı ancak yüzyıllardır o topraklarda doğup büyüyenler çıkarabilirdi. Kalabalığın her biri bu sesi tanır, çoğu da söylerdi; ama Ommu’nun ağzından dökülen, hem acının kaynağı hem de sahibi olunca, geriye sadece hıçkırıklar kalıyordu.
Ommu’nun figanı, kor ateşe dönüşmüş, alevler gibi yükselmişti. Yanındaki iki kadın da onunla birlikte saçlarını yoluyor, duvarlara çarparak ağıtlar yakıyorlardı. Türkmen ovası böyle bir matem görmemişti. Her kadın ağıtçıdır belki, ama bu üç kadının sesleri, derinlerden gelen bir yara gibiydi. Acının yoğunluğu, ağıtı yıllarca unutulmaz kılacak kadar güçlüydü. O an, sadece insanlar değil, doğa bile susmuştu.
Ommu’nun figanı, kor ateşe dönüşmüş, alevler gibi yükselmişti. Yanındaki iki kadın da onunla birlikte saçlarını yoluyor, duvarlara çarparak ağıtlar yakıyorlardı. Türkmen ovası böyle bir matem görmemişti. Her kadın ağıtçıdır belki, ama bu üç kadının sesleri, derinlerden gelen bir yara gibiydi. Acının yoğunluğu, ağıtı yıllarca unutulmaz kılacak kadar güçlüydü. O an, sadece insanlar değil, doğa bile susmuştu.