Kitap hakkında
16. yüzyıl, Osmanlı'nın altın çağı olarak bilinirken, Klasik Türk şiirinin de doruk noktasına ulaştığı bir dönemdir. Bu dönemde Türkçe, şiir dilinde olgunluğa erişmiş; Fuzûlî, Bâkî ve Hayâlî gibi usta isimler yetişmiştir. Ancak bu parlak dönemin gölgede kalan bir ismi daha vardır: Hayretî. Sade ve içten bir üslupla yazan şair, halkın anlayabileceği dille kaleme aldığı dizeleriyle dikkat çeker. Tasavvufun derin kavramlarını ustalıkla işlerken, şiirleri halk arasında öylesine sevilir ki, tıpkı Hâfız'ın divanı gibi, fal bakmak için bile kullanılır.
Ne var ki, bu yetkinliğine rağmen Hayretî'nin hayatı, sanatının görkemini yansıtmaz. Geçim sıkıntısı içinde yaşayan şair, İstanbul'daki güçlü koruyuculardan yoksun kalır. Yine de şiirlerinden, Vardar Yenicesi ve Üsküp gibi gaza bölgelerindeki akıncı beyleriyle yakın ilişkisi olduğu anlaşılır. Hayretî, etkileyici dizeleri ve melamî kişiliğiyle, hem halkın hem de.
Ne var ki, bu yetkinliğine rağmen Hayretî'nin hayatı, sanatının görkemini yansıtmaz. Geçim sıkıntısı içinde yaşayan şair, İstanbul'daki güçlü koruyuculardan yoksun kalır. Yine de şiirlerinden, Vardar Yenicesi ve Üsküp gibi gaza bölgelerindeki akıncı beyleriyle yakın ilişkisi olduğu anlaşılır. Hayretî, etkileyici dizeleri ve melamî kişiliğiyle, hem halkın hem de.