Kitap hakkında
Duvarında asılı duran İstanbul tablosu, yatağının hemen yanı başında, Pavlis’in doğum günü hediyesiydi. Kadının bakışları sık sık bu resme takılır, Sarayburnu’ndan Fener’e uzanan her detayda kaybolurdu. Ancak bir an, gözleri Ayasofya’da donup kaldı. O an, geçmişin derinliklerine, Bizans’ın izlerini taşıyan bir yolculuğa çıktı. Tarih, sadece kendini değil, bu topraklarda yaşayanları da silip süpürmüştü. Geriye kalan, parçalanmış anılar, yıkıntılar ve bir avuç insanın kaderiydi. Şimdi karşısında duran bu kadın ve on sekizindeki masum kızı Evdoksia, o yıkımın sessiz tanıklarıydı. Osmanlı’nın gölgesi, sütten çıkmış ak kaşık gibi tertemiz değildi elbette. Tabloyu da yanında götürmeyi düşünüyordu, kararlıydı. Peki ya Boğaz’ın serinliği, göz kamaştıran manzaralar, mutluluk veren anılar? O cennet köşelerinde yakaladığı huzur ne olacaktı?