Kitap hakkında
Sabahın erken saatlerinde mutfakta dolanırken, misafir ağırlamanın getirdiği yorgunlukla iç geçirdim. Buzdolabının kapağını açtığımda, kesilmiş sucuklar ve peynirin kokusu burnuma doldu; birden annemin ellerini, onun hazırladığı kahvaltılardaki o sıcacık dokunuşu özledim. Oysa yalnızlık, evimin eşiğinde kuruyup kalmış bir incir ağacı gibiydi. Bir kadehe üzüm eklerken, Hüseyin’in sesi geldi: "Nerede uyuyacağım?" Yatak odasını gösterdim, ama o şaşkınlıkla sordu: "Senin öyle bir odan var mıydı?" Koluna girip yürürken Barış Manço’nun o hüzünlü şarkısını mırıldanmaya başladık. "Dün yine seni andım, gözlerim doldu..." Yatağa uzandığında, şarkının nakaratında buluştuk: "Ayrılık geldi başa, katlanmak gerek..." Gözleri kapanmak üzereyken, "Eşeksin biliyorsun değil mi?" diye takıldı. "Eşeğim işte," diye mırıldandım. "Unutma," dedi güçlükle, "ilk barışıklıktır anlam." Gülerek düzelttim: "Öyle değil o söz." "Artık.