Kitap hakkında
Düşüncelerin arasında sıkışıp kalmak, belki de en ağır hapishane. Mazhar Kara’nın *Kera Ko*’sunda, bu daracık hücrenin içinde debelenen bir ruh var. Dışarıda özgürlük varmış gibi görünse de, içerdeki yangın hiç sönmüyor. "Anlamak" denen şey, bir efsane sanki; herkes kendi duvarlarının ardında, kendi sessizliğinde boğulup gidiyor. Yirmi birinci yüzyılda bile, çıkış yolu yokmuş gibi: Ya başkalarını yok edeceksin, ya da kendini.
Karşısında oturan, masumiyetin ve sevginin ta kendisi. Gözlerinde o bilindik hüzün, ellerinde kuruyup kalmış kan lekeleri. Ne diyeceksin ki ona? Sözcükler boğazında düğümleniyor, dilin tutuluyor. Üç aydır dışarıdasın, ama ruhun hâlâ o karanlık kuyunun dibinde, işkencenin acısıyla kıvranıyor. O bebek mavisi gözler uzaklaşmıyor zihninden, ellerine bulaşan kan da silinmiyor. "Bırak da seninle öleyim," diye fısıldamak geliyor içinden, tek bir bakışına. Ama susuyorsun. Çünkü bazı yaralar, konuşulmaz; sadece taşınır.
Karşısında oturan, masumiyetin ve sevginin ta kendisi. Gözlerinde o bilindik hüzün, ellerinde kuruyup kalmış kan lekeleri. Ne diyeceksin ki ona? Sözcükler boğazında düğümleniyor, dilin tutuluyor. Üç aydır dışarıdasın, ama ruhun hâlâ o karanlık kuyunun dibinde, işkencenin acısıyla kıvranıyor. O bebek mavisi gözler uzaklaşmıyor zihninden, ellerine bulaşan kan da silinmiyor. "Bırak da seninle öleyim," diye fısıldamak geliyor içinden, tek bir bakışına. Ama susuyorsun. Çünkü bazı yaralar, konuşulmaz; sadece taşınır.