Kitap hakkında
Cengiz’i ilk ona anlatmıştı, ama kendisine hiçbir şey söylenmemişti. Arhavili, Ermeni poşasına benzeyen, çiçeklerine adlar takan bu gizemli adam, sanki başka bir dünyadan gelmiş gibiydi. En büyük çiçeği, ölümün ardından açan o garip bitkiydi; kimsenin sevmediği kara lantana ise ona ayrılmıştı. Dört ay mı olmuştu, beş mi? Arkadaşlar arasında ölümün hesabı tutulmazdı ki. Bir sır gibi saklanan, bir anda patlayan bu hikâye, sessizliğin içinde yankılanıp duruyordu. Kelimeler, tıpkı o çiçekler gibi, zamanla solup giden ama izi silinmeyen bir anıyı taşıyordu.