Kitap hakkında
Sonbahar, parkı sarı ve turuncu tonlarına bürümüştü, ama günün keyfi hiç oralı değildi. Güneşle birlikte doğup dünyayı aydınlatan bu ışık huzmesi, sanki mevsimlere meydan okuyordu. Rüzgâr, sabahın erken saatlerinde sert bir hamleyle onu sonbaharın derinliklerine sürüklemek istemişti. Ne var ki gün, güneşin sıcaklığına sığınarak geri adım atmadı; birkaç adım gerileyip yazın kucağına döndü. Rüzgâr, bu inat karşısında sinirlenip bir köşeye çekildi, sonra vakit geçirmek için ağaçların yapraklarını usulca toprağa indirmeye koyuldu.
O sırada dallarda sohbet eden kuşlar, nedensizce kanat çırparak tahta sıranın ardındaki toprağa kondular. Az sonra, paltosunu giymiş bir adam, sonbaharın hüzünlü renklerine bürünmüş parkın girişinde belirdi. Sanki mevsimler, gün ve rüzgâr arasındaki bu sessiz çekişmeye tanıklık edecek bir hikâye başlamak üzereydi.
O sırada dallarda sohbet eden kuşlar, nedensizce kanat çırparak tahta sıranın ardındaki toprağa kondular. Az sonra, paltosunu giymiş bir adam, sonbaharın hüzünlü renklerine bürünmüş parkın girişinde belirdi. Sanki mevsimler, gün ve rüzgâr arasındaki bu sessiz çekişmeye tanıklık edecek bir hikâye başlamak üzereydi.