Kitap hakkında
Halepçe’de solan nefeslerin, Maraş sokaklarında dökülen kanın, Şengal dağlarında sönen ocakların sesi bu sayfalarda yankılanıyor. Mehmet Hanifi Tilaver, acının dilini kurutmayan, gözyaşını mürekkebe dönüştüren bir anlatıyla karşımızda. Kürt’ün, Alevi’nin, Ezidi’nin unutulmuş çığlıkları, satır aralarında taze bir yara gibi açılıyor. Her kelime, bir mezarın başında söylenmiş ağıt gibi ağır; her cümle, sessizliğin içinde patlayan bir haykırış gibi keskin.
Bu kitap, sadece kayıpları değil, kayıpların ardından bıraktığı boşluğu da anlatıyor. Toprağa düşen her bedenin, geride kalanlara yüklediği sorumluluğu, belleğin karanlığında kaybolan isimleri, unutulmaya yüz tutmuş hikâyeleri. Tilaver, acıyı estetize etmeden, onu olduğu gibi sunuyor: çıplak, çirkin ve dayanılmaz. Okurken, geçmişin gölgesinin ensenizde gezindiğini hissediyorsunuz. Çünkü bu, sadece onların hikâyesi değil; hepimizin ortak sessizliğinin de bir dökümü.
Bu kitap, sadece kayıpları değil, kayıpların ardından bıraktığı boşluğu da anlatıyor. Toprağa düşen her bedenin, geride kalanlara yüklediği sorumluluğu, belleğin karanlığında kaybolan isimleri, unutulmaya yüz tutmuş hikâyeleri. Tilaver, acıyı estetize etmeden, onu olduğu gibi sunuyor: çıplak, çirkin ve dayanılmaz. Okurken, geçmişin gölgesinin ensenizde gezindiğini hissediyorsunuz. Çünkü bu, sadece onların hikâyesi değil; hepimizin ortak sessizliğinin de bir dökümü.