Kitap hakkında
Nilsen Gökçen’in bu incelemesi, kadınlarla hayvanlar arasındaki kadim bağı mercek altına alıyor. Seçilen dört eserden üçü kadın yazarların kaleminden çıkarken, hepsi de dişi karakterler üzerinden okunuyor. Hem kadınlar hem de hayvanlar, sembolik düzenin ve dilin kıyısında bırakılmış varlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Edebiyat, ataerkil kültürel kodları sarsarak bu dışlanmışlığı görünür kılıyor; eski hikâyeleri yeniden yazarak, sistemin araçlarının nasıl işlediğini gözler önüne seriyor.
Sarah Orne Jewett’in *Beyaz Balıkçıl* öyküsü, Batı’nın dini ve bilimsel söylemlerinin kadınlarla hayvanları nasıl dışladığını, bilinen bir anlatıyı ters yüz ederek ortaya koyuyor. Kate Chopin’in *Uyanış*’ında ise evcilleştirme olgusu, hem hayvanlar hem de Viktorya dönemi kadınları için birer tutsaklık simgesine dönüşüyor. Philip Roth’un *İnsan Lekesi*’ndeki Faunia, saflık takıntısına isyan ederek gerçek yuvasını hayvanlar.
Sarah Orne Jewett’in *Beyaz Balıkçıl* öyküsü, Batı’nın dini ve bilimsel söylemlerinin kadınlarla hayvanları nasıl dışladığını, bilinen bir anlatıyı ters yüz ederek ortaya koyuyor. Kate Chopin’in *Uyanış*’ında ise evcilleştirme olgusu, hem hayvanlar hem de Viktorya dönemi kadınları için birer tutsaklık simgesine dönüşüyor. Philip Roth’un *İnsan Lekesi*’ndeki Faunia, saflık takıntısına isyan ederek gerçek yuvasını hayvanlar.