Kitap hakkında
Renklerin doğuşu, sandığımız gibi ışığın maddelere çarpıp kırılmasıyla değil, çok daha gizemli bir hikâyenin parçasıydı. Her şey, güneşin bir gün gökyüzünde süzülen o eşsiz varlığı fark etmesiyle başladı. Saçlarının her teli, güneşin ışığını tutup başka bir aleme dönüştürüyordu. Güneş, bu büyülü saçları kendine giysi yapıp çıplaklığını örttü. Ardından deniz geldi sahneye; o da aynı varlığın gözlerinde kayboldu. Derin mavilikleriyle gözlerine bakıp içindeki tüm suyu boşalttı, adeta o gözlerin rengine büründü. Irmaklar, göller, dereler... Hepsi bu gizemli çekime kapıldı, onun izinden akıp gitti.
Zamanla güneş ve deniz, birbirlerini kusursuz bir bütün olarak gördükleri o an geldi. Aynı anda, aynı noktada buluştular. Birbirlerine dokundular, hissettiler, kucaklaştılar. Bu tutkulu birleşme, doğanın en görkemli iki gücünün aşkından doğan renkleri ortaya çıkardı. İnsanlık, o saçların ve gözlerin izinden.
Zamanla güneş ve deniz, birbirlerini kusursuz bir bütün olarak gördükleri o an geldi. Aynı anda, aynı noktada buluştular. Birbirlerine dokundular, hissettiler, kucaklaştılar. Bu tutkulu birleşme, doğanın en görkemli iki gücünün aşkından doğan renkleri ortaya çıkardı. İnsanlık, o saçların ve gözlerin izinden.