Kitap hakkında
Gece, ayın son hilalinin karanlığında boğulmuşken, dağların derinliklerindeki mağara, sessiz bir bekleyişin içindeydi. Dışarıda, köpeğin ürkek hırıltısı, çobana sığınaklarını işaret ediyordu. Roma askerlerinin vahşi haykırışları, gökyüzünde yankılanıp kayalara çarparak mağaranın boşluğunda uğursuz bir ezgi gibi dönüp duruyordu. "Bütün Hristiyanları toplayın, ateşe verin!" diye bağırıyorlardı. Oysa Helen, çaresizliğin içinde başka bir gerçeği haykırıyordu: "Onların ruhu yok! Görmüyor musunuz? Yok işte!" Zaman, İsa’dan 137 yıl sonraydı; mekân, Doğu Roma’nın 890. yılında bir dağın kucağındaki uyku mağarası. Kendisi ise, aşkın peşinde Kız Kulesi’nden Nil’e uzanan bir rüya, gözlerini kapatan ve ölümle dirilişi aynı anda yaşayan bir yazarın uykudaki gölgesi. Kalbi, asırlık bir aşkın sızıntısıyla atarken, hikâyesi önce karanlığa, sonra aydınlığa doğru akıyor. Gözler, hikmet dolu bir uykudan uyanacak; ruh,.