Kitap hakkında
Necip Fazıl’ın sesi, yüzyıllardır sürüp giden bir boşluğun, içine düşülen derin bir yalnızlığın ifadesiydi. Sanki ruhlarımız, Tanzimat’la birlikte başlayan bir karanlığa hapsolmuştu; hakikatten uzaklaşmanın, hayallerin peşinde koşarken gerçekleri yitirmenin ağırlığı altında eziliyorduk. Bu manevi esaret, her geçen gün biraz daha katılaşan bir duvar gibi önümüzde yükseliyordu. Gözlerimiz, uydurma bir dünyanın renkleriyle boyandı; asıl olanı görmek yerine, bize dayatılanı kabullenmek zorunda bırakıldık.
Peki, bu zindanın kapısını açacak anahtar neredeydi? Necip Fazıl’a göre, bu çıkmazdan kurtuluşun yolu, bizi bu hale sürükleyen yanlış kahramanları, sahte rehberleri anlamaktan geçiyordu. Onların maskelerini düşürmek, gerçek yüzlerini görmek, belki de özgürlüğe giden ilk adımdı. M. Orhan Okay’ın kaleminden çıkan bu çalışma, şairin sesine kulak vererek, onun düşünce dünyasının derinliklerine iniyor; kaybolan.
Peki, bu zindanın kapısını açacak anahtar neredeydi? Necip Fazıl’a göre, bu çıkmazdan kurtuluşun yolu, bizi bu hale sürükleyen yanlış kahramanları, sahte rehberleri anlamaktan geçiyordu. Onların maskelerini düşürmek, gerçek yüzlerini görmek, belki de özgürlüğe giden ilk adımdı. M. Orhan Okay’ın kaleminden çıkan bu çalışma, şairin sesine kulak vererek, onun düşünce dünyasının derinliklerine iniyor; kaybolan.