Kitap hakkında
Ankara’da yıllar sonra yeniden karşılaşan iki kardeşin hikâyesi, 17 Ağustos’un acımasız yıkımını yüreklerinde taşır. Biri, yaşamı bir idam sehpasına benzetir; sandalyeyi kendisi devirir ya da başkası. Önemli olan, sonun kaçınılmazlığı değil, kimin karar verdiğidir. Diğeri ise deliliğin sınırlarında dolaşır: "Yazar olmalıydı," der, "ama fazlasıyla sakin, fazlasıyla temiz kalbiyle bu dünyanın kirine dokunamadı." Aralarındaki aşk ise, okudukları kitaplardan, izledikleri filmlerden daha acımasız, daha gerçek bir yıkıma dönüşür.
Bu roman, postmodern dokunuşlarla örülü bir anlatıda, gerçekçilikle büyülü olanı harmanlar. Yeşilçam’ın bildik isyanını alır, cesaretle yeniden yazar. Ölümün yalnızca bir kişiye ait olmadığını, herkesin bu hikâyede bir payı olduğunu hatırlatır. Parmak izleri, her sayfada gizlidir.
Bu roman, postmodern dokunuşlarla örülü bir anlatıda, gerçekçilikle büyülü olanı harmanlar. Yeşilçam’ın bildik isyanını alır, cesaretle yeniden yazar. Ölümün yalnızca bir kişiye ait olmadığını, herkesin bu hikâyede bir payı olduğunu hatırlatır. Parmak izleri, her sayfada gizlidir.