Kitap hakkında
Sibirya’nın ücra bir köşesinde, yüksek kazıkların örülü surlarıyla çevrili hapishane, dış dünyadan keskin bir çizgiyle ayrılıyordu. Mahkûmlar, tahta parmaklıkların arasından ufacık bir gökyüzü parçasına, nöbetçi askerlerin gölgelerinin dolaştığı toprak setlere bakıp dururdu. O daracık açıklıktan görünen her şey, özgürlüğün ne kadar uzakta olduğunu hatırlatırdı onlara. Yıllar boyu aynı manzara: aynı gri duvarlar, aynı yabani otlar, aynı sonsuz bekleyiş. İki yüz adımlık bir alana sıkışmış bu altıgen yapı, insanın içine işleyen bir yalnızlığı barındırıyordu. Dışarıda kalan hayat, bir daha asla dokunamayacakları bir rüya gibiydi.