Kitap hakkında
Ergin Sander’in ince ama derinlikli romanı, yaşamın en keskin köşesine, ölüme odaklanıyor. Altmış dört sayfada, sıradan bir anlatının ötesine geçerek, varoluşun kırılganlığını ve insanın bu gerçeğe nasıl tutunduğunu irdeliyor. Beyazın saflığını çağrıştıran bir başlıkla, ölümün sadece bir son olmadığını, aynı zamanda bir başlangıç ya da belki de hiçlikle yüzleşme anı olduğunu sezdiriyor.
Yazar, kısacık metninde büyük soruları ustaca sıkıştırıyor: Acı, umut, kayıp ve teslimiyet arasında gidip gelen karakterler, okuyucuyu kendi iç hesaplaşmalarına ortak ediyor. Her cümle, bir çiçeğin yaprağı gibi hassas; her satır, sessiz bir çığlık gibi yankılanıyor. Sander, sözcükleri öyle bir yerleştiriyor ki, sayfalar arasında dolaşırken zamanın durduğunu hissediyorsunuz. Ölümün soğukluğuyla yüzleşirken, aslında yaşamın sıcaklığına dokunuyor.
Yazar, kısacık metninde büyük soruları ustaca sıkıştırıyor: Acı, umut, kayıp ve teslimiyet arasında gidip gelen karakterler, okuyucuyu kendi iç hesaplaşmalarına ortak ediyor. Her cümle, bir çiçeğin yaprağı gibi hassas; her satır, sessiz bir çığlık gibi yankılanıyor. Sander, sözcükleri öyle bir yerleştiriyor ki, sayfalar arasında dolaşırken zamanın durduğunu hissediyorsunuz. Ölümün soğukluğuyla yüzleşirken, aslında yaşamın sıcaklığına dokunuyor.