Kitap hakkında
1978’in Aralık ayında, Maraş’ta yedi gün süren o kanlı olaylar, Türkiye’nin karanlık bir dönemeçte savrulduğunun habercisiydi. Ardından gelen 12 Eylül, bir milletin belleğine kazınacak derin yaralar açtı: idamlar, faili meçhul ölümler, sürgünler, yargısız infazlar... Semih Avcı, ilk romanı *Pusu*’da bu çalkantılı yıllara farklı bir perspektiften bakıyor. Bireysel hikâyeler üzerinden, toplumsal çatlakları, kuşaklar arası kopuşları ve ideolojilerin insan hayatında açtığı yaraları ustaca işliyor.
Roman, iki farklı kuşağın gözünden, darbenin gölgesinde yeniden şekillenen bir ülkeyi anlatıyor. Gelenekle modernlik, kentle köy, aidiyetle yabancılaşma arasında sıkışan karakterler, hem kendi iç hesaplaşmalarını hem de yaşadıkları topluma karşı isyanlarını dile getiriyor. Ama *Pusu*, sadece geçmişle yüzleşmenin değil, karanlığın ortasında bile umudu aramanın da öyküsü. Tarihin tozlu sayfalarında kaybolmayan, insanın direncine tutunan bir anlatı.
Roman, iki farklı kuşağın gözünden, darbenin gölgesinde yeniden şekillenen bir ülkeyi anlatıyor. Gelenekle modernlik, kentle köy, aidiyetle yabancılaşma arasında sıkışan karakterler, hem kendi iç hesaplaşmalarını hem de yaşadıkları topluma karşı isyanlarını dile getiriyor. Ama *Pusu*, sadece geçmişle yüzleşmenin değil, karanlığın ortasında bile umudu aramanın da öyküsü. Tarihin tozlu sayfalarında kaybolmayan, insanın direncine tutunan bir anlatı.