Kitap hakkında
Bülent Tüsen’in *Sana Azalan*’ı, dilin derinliklerinde gezinen on öyküyle karşınızda. Her cümle, yüz elli dokuz noktalı virgülün gölgesinde şekillenmiş; sanki her bir nokta, sessizliğin içinde bir çığlık gibi. Kitapta, Partulu’nun gençlik döneminden izler de taşıyan bu metinler, unutulmuş sayfaların arasında kaybolmuş hikâyeleri gün yüzüne çıkarıyor.
Bir öyküde, yorgunluğunu zırh gibi taşıyan bir dev çıkıyor karşınıza: metalik sarısıyla, demir tozluklarıyla, yalnızlığından dövülmüş miğferiyle. Kederin ve suskunluğun ağırlığını sırtlanmış, alaca sorgucunun tepesinde solgun bir güneş gibi parlıyor. Sanki tüm evren ona düşman, ama o, daha baştan yenilmiş bir savaşın içinde, bir çocuğun masumiyetiyle direniyor. Gönlünün istediğini yapmak, onun da hakkı değil mi?
Bir öyküde, yorgunluğunu zırh gibi taşıyan bir dev çıkıyor karşınıza: metalik sarısıyla, demir tozluklarıyla, yalnızlığından dövülmüş miğferiyle. Kederin ve suskunluğun ağırlığını sırtlanmış, alaca sorgucunun tepesinde solgun bir güneş gibi parlıyor. Sanki tüm evren ona düşman, ama o, daha baştan yenilmiş bir savaşın içinde, bir çocuğun masumiyetiyle direniyor. Gönlünün istediğini yapmak, onun da hakkı değil mi?