Bir kitap, binlerce ihtimal. Yeni kitapları takip et
PDF KİTAP İNDİRSaqelengeÜmran Düşünsel

Her kapağın ardında yeni bir dünya.

KİTAPLIĞINIZ İÇİN BİR KEŞİF

Saqelenge PDF Ekitap İndir

Ümran Düşünsel · Yazar

Verilere göre, dünyada her gün 37 bin kişi, savaş, insan hakkı ihlali, çatışma, iç karışıklık, zorlu yaşam koşulları nedeniyle evini terk etmek zorunda kalıyor ve kayda sadece birer rakam olarak girebiliyor. Oysa her biri hikâyesiyle göçüyor. Bir kısmı üstüne...

Sayfa
128
Kategori
Roman
Yayın tarihi
2019-09-10
Yayınevi
ÜTOPYA YAYINEVİ
ISBN
9786059378635
Dil
Türkçe
Format
PDF / EPUB
Roman ↗
İndirme henüz hazır değil

Kitap bilgilerini inceleyebilir, diğer kitapları keşfedebilirsiniz.

Bağlantılar eKitaplığım ana sayfasını yeni sekmede açar.

SAYFALARIN ARASINDA

Kitap hakkında

Verilere göre, dünyada her gün 37 bin kişi, savaş, insan hakkı ihlali, çatışma, iç karışıklık, zorlu yaşam koşulları nedeniyle evini terk etmek zorunda kalıyor ve kayda sadece birer rakam olarak girebiliyor. Oysa her biri hikâyesiyle göçüyor. Bir kısmı üstüne yeni hikâyeler eklerken, bazılarının ise son hikâyesi oluyor göç yolu. Kırk bir mülteci hikâyesinin yer alıyor bu kitapta. Pek çoğunun öznesi insan. Kalanının da gizli öznesi. Göçten dolaylı olarak etkilenen hayvanlar da unutulmamış: Yunanistan’da Firar eden kedi Kunkuş, Ege sularında durum değerlendirmesi yapan balıklar, mülteci ceylanlar gibi... Ve ses! Sesi dâhil oldu şölene, bilmediğim, anlamadığım bir dille. Olmasa da olurdu, notaların dili, beden dili tercüme ediyordu ezginin sözlerini. Vurduğu tuşlar bombaları patlattı. Bir, iki, üç, dört, sonrasını sayamadım. Kısa çığlıklar, sayısız... Ağıtlar sonra, göğüslere vura vura. Mezarlık uğultusu yaklaşmadı, uzaklaştı. Bir süre uzaklardan izledi. Yüzündeki acı akmaya başladı parmaklarının ucuna, oradan da tuşlara. Durgun denizde fırtına geliyorum dedi. Dalgalar birden değil büyüyerek vurdu kayalıklara. Sakinleşmesi aniden oldu ama. Tam o zaman ağlama sesi duyuldu tuşların. Sonrası uçsuz bucaksız kırlardı. Naif esintide salınan gelinciğin papatyayla, süsenin, yabani menekşeyle dansıydı. Karlar çatırdayıp kırıldı dağ doruklarında aniden. Usulca süzülen sular dans eden çiçeklerin köklerine ulaşıp coşturdu hepsini. Dans yetmedi. Halaya durdular. “Ben halayın başıyam ley ley,” deyince adam, soluğumu verdim. Tekrar tuttum. Sana baktım. Varlığımızı mı hissetmişti? Neden anlayacağımız dilde söylemişti? Sahi, sen neler hissetmiştin? Merak ettim o an. Anlamış gibi: “Ve çölün bronz sonsuzluğu da uğuldadı. Coğrafya bu kadar güzel bükülür mü hiç? Dağın çöle eğildiği görülmüş müdür? Görüldü,” diye fısıldadın. Önce ruhu yoruldu adamın. Parmakları sonra. Bedeni de.
KEŞFETMEYE DEVAM EDİN

Bunlar da ilginizi çekebilir

Kitaplığa dön ↗