Kitap hakkında
Simone de Beauvoir, yaşamı boyunca Jean-Paul Sartre’a yazdığı mektupları saklamayı tercih etmiş, bunların ölümünden sonra gün yüzüne çıkmasını istemişti. Niyeti, bu özel yazışmaların kendi ellerinde kalmasıydı. Ancak kızı Sylvie Le Bon de Beauvoir, annesinin vefatından kısa süre sonra, unutulmuş bir dolap köşesinde bu mektupları keşfetti. 1930-1939 yıllarını kapsayan bu ilk cilt, yüz kırk mektubu bir araya getiriyor; zarfların içinde katlanmış, yıllarca beklemiş satırlar.
Beauvoir, hayalini kurduğu gibi, varlığının her anını bir yerlerde kaydedilmiş gibi hissetmek istemişti. Şimdi bu mektuplar, onun en samimi düşüncelerini, kaygılarını ve coşkularını gözler önüne seriyor. Sartre’a yazdıkları, sadece bir aşk hikâyesinin değil, 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden birinin zihinsel yolculuğunun da izini sürmemizi sağlıyor. Sözcüklerin ardındaki o çıplak ses, dönemin entelektüel atmosferine de ışık.
Beauvoir, hayalini kurduğu gibi, varlığının her anını bir yerlerde kaydedilmiş gibi hissetmek istemişti. Şimdi bu mektuplar, onun en samimi düşüncelerini, kaygılarını ve coşkularını gözler önüne seriyor. Sartre’a yazdıkları, sadece bir aşk hikâyesinin değil, 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden birinin zihinsel yolculuğunun da izini sürmemizi sağlıyor. Sözcüklerin ardındaki o çıplak ses, dönemin entelektüel atmosferine de ışık.