Kitap hakkında
11. yüzyıl Anadolu’sunun tozlu yollarında, atların nal sesleri arasında yazılan bir destan var karşınızda. Ahmed bin Mahmud’un kaleminden dökülen *Selçukname*, bir imparatorluğun doğuşunu, kılıçların gölgesinde yükselen kahramanlıkları ve göçebe bir kavmin toprağa kök salışını anlatıyor. Savaş meydanlarının kanlı çamurundan sarayların ipek perdelerine uzanan bu yolculukta, Selçuklu beylerinin zaferleri kadar yenilgileri de yer buluyor; her bir sayfa, tarihin tozlu sayfalarından fırlamış gibi canlı.
Yazar, olayları aktarırken efsanelerle gerçekleri iç içe geçiriyor; kimi zaman bir kılıcın parıltısı, kimi zaman bir bilgenin sözleriyle şekillenen bu öykü, sadece bir dönemin değil, bir medeniyetin de aynası oluyor. 344 sayfada, Anadolu’nun kapılarını aralayan bu büyük serüven, okuru o dönemin nefesini ensesinde hissettirecek kadar yakın. Tarihin sessiz tanıklarından biri olan bu eser, geçmişin izlerini bugüne.
Yazar, olayları aktarırken efsanelerle gerçekleri iç içe geçiriyor; kimi zaman bir kılıcın parıltısı, kimi zaman bir bilgenin sözleriyle şekillenen bu öykü, sadece bir dönemin değil, bir medeniyetin de aynası oluyor. 344 sayfada, Anadolu’nun kapılarını aralayan bu büyük serüven, okuru o dönemin nefesini ensesinde hissettirecek kadar yakın. Tarihin sessiz tanıklarından biri olan bu eser, geçmişin izlerini bugüne.