Kitap hakkında
Yılmaz Güney’in hapishane günlerinden karısına yazdığı mektuplar, umudun ve direnişin en yalın haliyle karşımızda duruyor. Demir parmaklıkların ardında geçen yıllar, yalnızca bedeni değil, yüreği de zincirlemeye çalışan bir sistemin karşısında, insanın içindeki sarsılmaz inancı ortaya koyuyor. Taş duvarlar, kelepçeler, soğuk ranzalar... Hepsi birer engel gibi görünse de, Güney’in satırlarında bu engellerin ötesine geçen bir ses var: İnsanlık, sevgi ve özgürlük arayışı.
Mektuplar, baharın gelişini anlatırken aslında kendi içlerindeki baharı anlatıyor. Kuşların cıvıltısı, çiçeklerin açması, ağaçların yeşermesi... Hepsi, dışarıda kalanlarla paylaşılan bir umut, bir yaşam coşkusu. Otuz sekiz yaşında bir adamın, oğluna, karısına, annesine ve tüm sevdiklerine duyduğu özlem, aynı zamanda bir mücadele çağrısı. "Bahar biziz" derken, aslında geleceğin tohumlarını ekmiyor mu?
Güney’in satırları, hapishanenin.
Mektuplar, baharın gelişini anlatırken aslında kendi içlerindeki baharı anlatıyor. Kuşların cıvıltısı, çiçeklerin açması, ağaçların yeşermesi... Hepsi, dışarıda kalanlarla paylaşılan bir umut, bir yaşam coşkusu. Otuz sekiz yaşında bir adamın, oğluna, karısına, annesine ve tüm sevdiklerine duyduğu özlem, aynı zamanda bir mücadele çağrısı. "Bahar biziz" derken, aslında geleceğin tohumlarını ekmiyor mu?
Güney’in satırları, hapishanenin.