Kitap hakkında
Annesinin elleri nasıl da yorgundu... Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan gün, karanlık çökene dek sürerdi onun için. Tarlada taş taşımak, hayvanlara bakmak, çocukların karnını doyurmak, evin her köşesini temizlemek... O eller, ne iskambil kağıtlarıyla ne de boş lakırdılarla vakit geçirirdi. Toprağın sertliği, keçilerin inadı, tavukların telaşı arasında geçerdi günleri. Akşam sofraya konan ekmek, o ellerin emeğiydi; yatakta uzanan beden, yine o ellerin sıcaklığıydı.
Peki ya babası? Oysa annesinin söylemesi gerekenler vardı: "Senin yapamadıklarını ben yapıyorum. Benim ellerim seninkilerden daha ağır işler görüyor, daha çok yoruluyor." Utanmalıydı. Hem de öyle derin bir utanç duymalıydı ki, yerin dibine geçmeliydi. Çünkü o ellerin değeri, ahırdaki hayvanlarla bir tutulmamalıydı. Sevginin gücü, işte bu sessiz çığlıkta saklıydı.
Peki ya babası? Oysa annesinin söylemesi gerekenler vardı: "Senin yapamadıklarını ben yapıyorum. Benim ellerim seninkilerden daha ağır işler görüyor, daha çok yoruluyor." Utanmalıydı. Hem de öyle derin bir utanç duymalıydı ki, yerin dibine geçmeliydi. Çünkü o ellerin değeri, ahırdaki hayvanlarla bir tutulmamalıydı. Sevginin gücü, işte bu sessiz çığlıkta saklıydı.