Kitap hakkında
Sabahattin Ali’nin *Sırça Köşk*’ünde, yazmanın anlamı üzerine derin bir sorgulama gizli. Acıyı, yoksulluğu ve haksızlığı anlatmak, gerçekten de sadece karanlığı mı çoğaltır? Oysa etrafında neşeli yüzler, umutlu hikâyeler de var. Peki neden kalem, hep ezilenlerin, unutulanların peşine düşer? Gazete satan çocukların gözlerindeki boşluğu, susuzluktan kavrulan köylülerin çaresizliğini, hapishanelerde eriyen ruhları anlatmak, bir yazarın kaçınılmaz kaderi midir? Yoksa güzellikleri, mutluluğu görmezden gelmek, başka bir tür körlük mü? Ali, bu sorularla okurunu yüzleştirirken, edebiyatın sınırlarını da zorluyor: Acıyı yazmak, acıyı hafifletir mi, yoksa daha da derinleştirir mi?