Kitap hakkında
Sabahattin Ali’nin *Sirça Köşk*’ünde, yazmanın anlamı ve sorumluluğu üzerine derin bir sorgulama var. Yazar, etrafını saran acı gerçekleri anlatırken sık sık duyduğu itirazlarla yüzleşir: “Neden hep karanlık, umutsuz hikâyeler seçiyorsun? Bu ülkede mutlu insanlar, gülümseyen yüzler yok mu?” Oysa onun kaleminden dökülenler, sadece çıplak ayaklı çocukların, açlıkla boğuşan köylülerin, hakkı yenmiş işçilerin değil; aynı zamanda bu gerçeği görmezden gelenlerin de hikâyesi. Acıyı yazmak, onu yok saymaktan daha mı ağır? Ya da belki de yazarın görevi, güzellikleri övmek değil; sessiz kalanları, unutulanları haykırmak. *Sirça Köşk*, bu soruların peşinde, insanın içindeki çatışmayı ve dünyanın acımasız yüzünü aynı samimiyetle ortaya koyuyor.