Kitap hakkında
Türkiye’nin su ve enerji politikalarını şekillendiren neoliberal dönüşüm, doğanın sessiz çığlığını duyuramadığı bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Bu çalışma, barajlardan hidroelektrik santrallerine, özelleştirmelerden ekolojik tahribata uzanan bir yolculukta, suyun metalaştırılmasına karşı yükselen direnişleri mercek altına alıyor. Köylülerin, aktivistlerin ve yerel toplulukların mücadeleleri, sadece bir kaynak savaşını değil, yaşam alanlarının savunusunu da anlatıyor.
Kitap, politikaların arkasındaki ekonomik çıkarları, devletin rolünü ve küresel sermayenin etkilerini derinlemesine irdelerken, doğayla insan arasındaki bağın nasıl koparıldığını gözler önüne seriyor. Suyun sadece bir kaynak değil, bir yaşam hakkı olduğunu savunan bu araştırma, alternatiflerin mümkün olduğunu da gösteriyor. Ekolojik adalet arayışının izini sürerken, Türkiye’nin yakın tarihine farklı bir perspektiften bakma fırsatı sunuyor.
Kitap, politikaların arkasındaki ekonomik çıkarları, devletin rolünü ve küresel sermayenin etkilerini derinlemesine irdelerken, doğayla insan arasındaki bağın nasıl koparıldığını gözler önüne seriyor. Suyun sadece bir kaynak değil, bir yaşam hakkı olduğunu savunan bu araştırma, alternatiflerin mümkün olduğunu da gösteriyor. Ekolojik adalet arayışının izini sürerken, Türkiye’nin yakın tarihine farklı bir perspektiften bakma fırsatı sunuyor.