Kitap hakkında
16. ve 17. yüzyıl Anadolu’sunun derin manevi seslerinden Tâceddîn-i Velî, dönemin yaygın eğilimine rağmen şiirlerini süssüz, yalın bir Türkçeyle kaleme almış bir gönül eriydi. Yunus Emre’nin izinde, Arapça ve Farsçayı ustalıkla bildiği halde halkın dilini seçmesi, onun samimiyetini ve erişilmez tevazusunu gösterir. İlâhîlerinde âyet ve hadislerden beslenen imgeler, içten bir yakarışla harmanlanır; her dizede şüphe bilmez bir teslimiyet ve derin bir fakr kokusu hissedilir.
Bu divan, "İlâhîyât-ı Tâceddînzâde" başlığı altında toplanan 189 ilâhîden oluşuyor. Şeyh Mustafa’nın kaleminden dökülen bu nağmeler, çoğunlukla "Tâceddinoğlu" mahlasıyla son bulurken, içlerinde üç istisna barındırıyor. Tasavvufun özünü sade bir dille aktaran bu eser, hem bir gönül yolculuğunun hem de dönemin ruhani atmosferinin izlerini taşır.
Bu divan, "İlâhîyât-ı Tâceddînzâde" başlığı altında toplanan 189 ilâhîden oluşuyor. Şeyh Mustafa’nın kaleminden dökülen bu nağmeler, çoğunlukla "Tâceddinoğlu" mahlasıyla son bulurken, içlerinde üç istisna barındırıyor. Tasavvufun özünü sade bir dille aktaran bu eser, hem bir gönül yolculuğunun hem de dönemin ruhani atmosferinin izlerini taşır.