Kitap hakkında
Bozkırın sonsuz ufkunda, bir efsane yeniden canlanıyordu. Ulu Mete Han, atının üzerinde belirdiğinde zaman durmuş, rüzgâr bile soluğunu tutmuştu. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte, omuzlarına dökülen saçları ve keskin bakışlarıyla gökten inmiş bir hükümdar gibiydi. Çelik gibi sert, yıldırım gibi hızlıydı. Erleri, onun yaklaşan adımlarını duydukça yürekleri ağzına geliyor, nefeslerini unutuyorlardı. Atının nal sesleri yer göğü inletirken, bozkırın vahşi rüzgârı bile ona boyun eğiyordu.
Börü’nün buyruğuyla diz çöken savaşçılar, gökyüzünden gelen sesle irkiliyordu: *"Sen buyurursan dağlar yerinden oynar, sel çağlar akar!"* Mete’nin oku, kimin kalbini deleceğini kim bilebilirdi ki? Onun önünde durmak bile bir onurdu. Bozkırın tozlu yollarında, göklerin hükümdarı yeryüzüne inmiş, tarih yeniden yazılıyordu. Acun, böylesine bir kudreti ilk kez görüyordu.
Börü’nün buyruğuyla diz çöken savaşçılar, gökyüzünden gelen sesle irkiliyordu: *"Sen buyurursan dağlar yerinden oynar, sel çağlar akar!"* Mete’nin oku, kimin kalbini deleceğini kim bilebilirdi ki? Onun önünde durmak bile bir onurdu. Bozkırın tozlu yollarında, göklerin hükümdarı yeryüzüne inmiş, tarih yeniden yazılıyordu. Acun, böylesine bir kudreti ilk kez görüyordu.