Kitap hakkında
Alaca baykuştu biri, peçeli baykuştu diğeri, puhuydu öteki… Sisleriyle, mümbit topraklarıyla, sonbahar sarısı kavaklarıyla yeşillim Düzce Ovası, ovaya dört bucak dağılmış inciler, ilçeler… Ve yeni nesil baykuşların harabelerde, mağaralarda değil, kentte, ilçelerde tutunma çabaları… Evet, tutunamayanlardandı onlar, Nietzsche’nin darbesiyle yıkıldılar. İşte kaçıyordular!... Fakat sonsuza dek kaçamayacaklarını anladılar. O nedenle deli adam Nietzsche’yle yüzleştiler. Yıkıldıkları yerden kalktılar ve döndüler şehre tekrar… Engizisyona alındılar, yargılandılar, kovuldular… Öldüler, tekrar dirildiler… Şehrin azizleriydiler! “Bir karaltı vardı sanki, ürkmüştüm.. Tanrım, benim yüzüm müydü bu sima!? Benim gözlerim miydi, benim saçlarım mı? Ya o beni süzen.. Ben değildim beni süzen, hayır ben değildim! Ben olabilir miydim, ben olabilir miyim beni süzen!? Ucûbeleşiyor muydum yoksa? Tanrım, ben neydim böyle!? Bir ‘baykuş’ görüyordum karşımda!”