Kitap hakkında
Hanife, on bir yıl içinde üçüncü kez yollara düşerken, yüreğinde hem kaybın ağırlığını hem de umudun inatçı kıpırtısını taşıyordu. Kocasını, evini, geçmişini geride bırakmış, sırtında sadece oğluyla ve üzerindeki giysilerle yeni bir başlangıca doğru yürüyordu. Artık baskı altında soluk almak istemiyordu; özgür topraklar arayışındaydı. Oğlunu korkusuzca büyütebilmeyi, her duraklamada karşılarına dikilen "Çıkın şu örtüleri! Kimliklerinizi gösterin! Yoklayacağız sizi!" nidalarıyla aşağılanmamayı diliyordu. Her köşe başında bekleyen sorgular, her kontrol noktasında yaşanan hakaretler geride kalacaktı belki. Ama bilinmezlik de peşini bırakmıyordu: Ağabeyi Murat hâlâ hayatta mıydı? Güney’de esir miydi, yoksa kuzeye ulaşabilmiş miydi? Yeni bir köyde barınacak yer bulabilecekler miydi? İş, ekmek, güvenlik... Soruların gölgesinde, adım adım ilerlerken bile, özgürlüğün kokusunu alabiliyordu.