Kitap hakkında
Akşamın alacası yavaş yavaş çöküyordu gökyüzüne. Güneşin batışıyla birlikte ufuk, altın sarısından pembeye, oradan da derin maviye bürünmüştü; Ulaş’ın tam da hayal ettiği gibi bir renk cümbüşü. Ancak ellerine baktığında, bu büyüyü bozan bir gerçekle yüzleşiyordu: parmakları, gün boyu nohut toplamaktan şişmiş, derisi incecik bir zarla kaplanmıştı. Pembemsi izler, tarladaki çocukların ortak kaderi gibiydi. Kimisinin elleri daha az yıpranmıştı belki, kimisinin ki ise daha beter. Yine de hiçbiri şikayet etmemiş, sessizce çalışmaya devam etmişti. Gökyüzünün görkemiyle ellerinin acımasızlığı arasındaki bu tezat, Ulaş’ın zihninde derin bir iz bırakıyordu.