Kitap hakkında
Latife, zamanın acımasız akışı içinde bir ömür verip bir ömür alıyor sanki. Her sabah, yeni bir doğum sancısı gibi geliyor; her gece, taze bir mezarın sessizliğini taşıyor. Ölüm, karanlıkta usulca kapıyı çalıyor, güneşle birlikte yeniden doğuyoruz. Yaşamak, aslında ölmek için verilmiş bir süreç mi? Belki de uyumsuzluğumuz burada yatıyor: doğmak için ölmek, ölmek için doğmak zorundayız. Herkes son nefesten korkarken biz, ilk nefese korkmalıydık. Çünkü yaşam, herkes gibi bizim de başımıza geliverdi. "Doğmayı beceremedikse, hiç olmazsa düzgün yaşayalım," dedik ama o da mümkün olmadı. Şimdi, biçimsiz ve sancılı bir sonun kollarında debelenip duruyorum işte. Bu, hayatın acımasız bir cilvesi mi, yoksa kaçınılmaz bir kader mi?